Çarşamba, Temmuz 25, 2007

Global proje üretmek gerekiyor

Çok uzun bir açıklama yapmam gerekiyor mu bu başlıktan sonra bilemiyorum ama ülkemizin girişimcilerinin artık global yaklaşımlar sergileyip dünyayı pazar gören web projeleri geliştirmesinin zamanı geldi inancındayım.

Kişisel olarak risklere karşı genelde kontrollü ve korunmacı bir tavır sergilerim ancak bunun yanında eğer bir risk almam gerekiyorsa büyük denizde boğulmayı tercih ederim.

Web girişimleri söz konusu olduğunda özellikle Web 2.0 konseptindeki çalışmalarda ülkemizdeki başarı oranları ile dünyadakileri kıyasladığımız karşımıza en güvenli ulaşım aracı hava ulaşımıdır gibi bir tablo çıkıyor.

Trafikteki günlük araç sayısı, oluşan kazalar ile günlük uçuşlar ve uçak kazalarını kıyaslamak gibi görebiliriz. Girişimcilikten bahsederken konuyu kazalarla özdeşleştirmem sizi tedirgin etmesin, vurgulamak istediğim sadece global pazarlardaki başarı ihtimalinizin lokal çözümlerden çok farklı olmadığı. Sadece kültürü, modeli ve mecrayı doğru anlamak gerekiyor ki bu aslında lokal bir girişim bile olsa aynı kriterlerle karşımıza çıkacaktır.

Bir Türk girişimci için başarı potansiyeli en yüksek olan global girişim alanları nelerdir?

1.
Verimlilik arttıracak uygulamalar. (örn: Proje yönetimi, yapılacaklar listesi, kontak listesi vs.)
Elbette yapılanı yapmamak koşuluyla... Ya da yapılanı aynen yapmamak diyelim.

2. Oyun servisleri. Bir Second Life yaratmanız gerekmiyor, eğlence unsuru olan bu yöndeki uygulamalar global pazarlarda ilgi görecektir.

3. Web tabanlı araçlar (örn: RSS araçları, widget'lar, fotoğraf ve video editörleri vs.)
Bu alanda henüz yapılabilecek birçok potansiyel bulunuyor ve global kültürle kesinlikle işiniz olmayacaktır.

4. İstatistik servisleri (örn: sonu pek iyi olmadı ama Statsaholic gibi...)
Bu alanda ana sağlayıcıların verileri ile inovatif çözümler sunmak mümkündür ve dünyanın neresinden uygulamayı hazırladığınız önemli olmayacaktır.

Elbette bunların dışında alanlarda da global başarı elde edilebilir, ancak kişisel görüşüm bir içerik servisi sunmak burada listelediğim alanlar kadar düşük risklere sahip olmayacak ve geri planda düşünülmesi gereken çok fazla ayrıntıya sahip olacaktır.

Çarşamba, Mayıs 23, 2007

Web girişimi satın almalarında ana kriterler nelerdir?

Web 2.0 alanında hem ülkemizde hem de dünyada dönem dönem satın alma haberleri duyuyoruz. Satın almayı gerçekleştiren şirketlerin büyük çoğunluğu ise büyük balık konumundaki kurumlar.

Yani büyük balık (nispeten) küçük balığı yutuyor diyebiliriz.

Biraz anımsayacak olursak, Google'ın YouTube'u satın alması, Yahoo!'nun MyBlogLog'u satın alması ve ülkemizden birkaç örnek ile MyNet'in BeyazPerde.com, BilgiYarismasi.com ve Nokta A.Ş.'nin Izlesene.com, FotoKritik.com ve Blogcu satın almalarını düşünebiliriz.

Elbette söz konusu satın alınan şirketlerin/girişimlerin her biri kendi alanında önde gelen servislerdi. Ancak şu da var ki satın alan şirketler de aslında bu tür servisleri kendileri teknik anlamda kolaylıkla yayına alabilir hatta kendi kullanıcı kitlelerinin desteğiyle kısa sürede konumlandırabilirlerdi? (mi?)

Neden Web 2.0 alanında böylesine güce sahip şirketler ilgilendikleri alanlarda kendi girişimlerini hazırlamak yerine hazır servisleri satın alıyorlar?

Ya da şöyle sorayım, satın almaları doğru mu değil mi?

Yakın zamanda Webrazzi'de Türkiye'de ilk olarak duyurusunu yaptığım Turkcell-im Benim'i hatırlayalım.

Turkcell böyle bir servisi hayata geçirmek yerine sektörün önde gelen oyuncularından bir tanesi satın alamaz mıydı?

Ya da MyNet, BeyazPerde.com'u satın almak yerine kendisi bir sinema servisi açamaz mıydı?

Ya da Nokta A.Ş. kendi video servisini kurarak Izlesene.com'u satın almadan sektöre girmiş olamaz mıydı?

Sizce Google neden YouTube'u satın aldı? Ya da zamanında Blogger.com'u? Ya da geçtiğimiz günlerde yine Webrazzi'de duyurduğum FeedBurner satın alması Google için gerekli miydi?

Aslında sormuş olduğum sorular aradığımız cevapları verdi.

Şirketler hangi koşulları göz önüne alarak girişimleri satın alma yoluna giderler?
  1. Pazar payı
  2. Teknoloji
  3. Fikri Mülkiyet (Intellectual Property)
  4. Know How
Bu saydıklarımın dışında bir diğer önemli kriter de rekabet avantajı için büyük değer yaratabilecek olan zamandır.

Ancak kişisel görüşümü soracak olursanız profesyonel olarak yukarıda saymış olduklarımın herhangi birinin geçerli olmadığı durumlarda zaman kriterini baz alarak satın almayı doğru bulmuyorum.

Burada listelediğim kriterlere içerik maddesini de eklemek isteyebilirsiniz, ancak pazar payına sahip olan bir şirketin içeriğinin zaten değerli olabileceği, pazar payı düşük olan bir girişimin ise içeriğinin ne kadar değerli olabileceği tartışılabilir.

Son zamanlarda her satın almadan sonra gündeme gelen bu konuyu kendi fikirlerimle biraz daha geniş açıdan incelenebilir hale getirmek istedim.

Etiketler: , ,

Pazar, Nisan 15, 2007

Gözden kaçan fırsat klasik e-ticaret

Web 2.0 girişimleri, yeni nesil internet ve buna bağlı sosyal ağlar, yaratıcı servisler derken aslında ülkemizde 2007-2010 yılları arasında inanılmaz bir büyüme yaşanacağı beklenen e-ticaret pazarını ikinci plana attığımızı hissetmeye başladım.

Klasik e-ticaret modelleri söz konusu pazarın büyük payını kapacak olmasının yanında, bir süredir gereken ilgiyi görmemektedir.
  1. Sizce ülkemizde internet dünyası klasik e-ticaret servislerine doydu mu?
  2. İstediğiniz her ürüne internet üzerinden ulaşabiliyor ve satın alabiliyor musunuz?
  3. Ülkemizdeki e-ticaret servislerinin satış öncesi ve sonrası performansları başarılı mı?
Sorduğum soruların aslında tümü bize genel çerçeveyi vermeye yetiyor.
Ülkemizde internet üzerinden alışveriş yapabileceğiniz 10 tane servis ismi verin dersem sanırım liste şu isimleri öncelikli olarak kapsayacaktır. Hepsiburada.com, ideefixe.com, kangurum.com.tr, weblebi.com, estore.com.tr...

Bunların yanında biletix.com, yemeksepeti.com, gittigidiyor.com gibi farklı alan ve modellerde çalışan e-ticaret servisleri de kesinlikle aklınıza gelecektir.

Ülkemizde e-ticaret pazarının 2007 yılı sonunda 240 milyon doları bulacağı tahmin edilmektedir ve pastadan büyük payı yukarıda adı geçen servislerin alıyor olmasının yanında, yüzlerce irili ufaklı servis de bulunmaktadır.

Ancak pazardaki oyuncu sayısı halen olması gerektiği seviyede ve farklı ürün gruplarında referans verilebilecek nitelikte değildir.

Dünyadaki e-ticaret pazarına baktığımızda, özellikle Amerika'da artık pazarın üçüncü parti servislerin oluşmasına olanak tanır bir modelde çalıştığını bile görebiliyoruz.

Neredeyse her e-ticaret servisi tarafından sunulmakta olan gelir paylaşımı modelleri sayesinde, blogların bile söz konusu servis platformları üzerinden iş modelleri geliştirdiğine şahit oluyoruz.

Örnek vermek gerekirse Mighty Goods ve Outblush.
Söz konusu iki servis de blog platformları üzerinde kurulmuş olup alışveriş tavsiyeleri vermektedir.

Sizce ülkemizde bu tarz bir servisi yayına alacak olsanız, kaç farklı e-ticaret servisinden ürün yayınlayabilirsiniz? Ya da kaç farklı ürünü e-ticaret sitelerine yönlendirebilirsiniz?

E-ticaret henüz ülkemizde olması gerektiği noktada değildir, ancak gelişimi devam etmekte olan ve önümüzdeki 2 yıl içinde büyük bir ivme ile ani bir atlama yapacak değerli bir fırsat alanıdır.

Bugün birçok popüler e-ticaret servisi satış öncesinde tüketiciye olması gerektiği kadar bilgi sağlayamamakta ve ürünlerin tedariği aşamasında da verdiği sözleri yerine getirememektedir.

Satış sonrasında ise ciddi bir garanti çelişkisi yaşanmaktadır.

Tedarik süreleri servisler üzerinde yer almakta olan uzun kuyruk grubu için belirtilen sürelerin 2 katı ve üzerinde sürmekte, ürünün arızalı çıkması durumunda tüketicinin memnuniyeti için en az 2 hafta süre gerekmektedir.
Sözünü ettiğim negatif değerleri hem kişisel tecübelerim hem de sektörü dinlemem sonucunda edindiğim izlenimlere bağlı olarak aktarıyorum.

Ürün gruplarında güçlü, tedarik zinciri doğru modellenmiş ve üçüncü parti servislere teknoloji sağlayabilen e-ticaret servislerinin söz konusu pazara hızlı ve başarılı bir giriş yapabileceğini savunurum.

Ama bu kadar idealist yaklaşmadan klasik e-ticaret boyutunda, geniş ve ya belirli bir alana odaklı ürün grupları ile de sektöre girişin gerekli ve avantajlı olduğunu belirtmek istiyorum.

E-ticaret ülkemizde fırsatların olduğu bir pazardır ve bu alanda yer almak hem internet gelişimini desteklemek, hem yeni iş alanları yaratmak hem de ekonomiyi güçlendirmek adına değerli bir yaklaşımdır.

Pazartesi, Nisan 09, 2007

İzmir'de Web 2.0 semineri

İnternet Haftası 2007 etkinlikleri kapsamında İzmir'de bir seminer veriyor olacağım.

13 Nisan 2007 Cuma günü saat 14:00'de Atatürk Lisesi konferans salonunda gerçekleşecek seminerin konusu "Web 2.0 ve Türkiye Fırsatları" olacak.

İzmir'de olup katılmak isteyen arkadaşlar olursa mutlaka beklerim.

Ayrıca kişisel blogumu ya da Webrazzi'yi okuyup seminere gelecek arkadaşlar olursa, kendileri ile tanışmak için de güzel bir fırsat olacaktır.

Bu arada katılım ücretsizdir.

Etiketler: ,

Cuma, Mart 23, 2007

Bireysel girişimlerin kurumsallaşması

Dünya çapında genç girişimcilerin yarattıkları ve bugünün özellikle teknoloji alanıdaki devleri arasında yer alan birçok örnek şirket düşünebiliriz.

Eminim şu anda sizin de aklınızdan Google bir şekilde geçmiştir.

Özellikle internet alanındaki web girişimlerine baktığımızda genç beyinlerin bireysel çabaları ile bir noktaya getirdikleri çalışmalarının, belirli bir aşamadan sonra aldıkları destekler ile güçlendiğini ve kurumsal yapıya geçtiklerini görebilirsiniz.

Kişisel girişimler olarak başlayan sonra üst düzey yönetim kadrosuna sahip olarak çalışmalarını farklı boyutlara taşıyan şirketlerin ilk yıllarında mutlaka profesyonel yöneticiler ile girişim sahipleri arasında çatışmalar olacaktır.

Bunun önüne geçebilmek için ya liderlik özelliklerine sahip profesyonellerin ya da kurumsal yönetime inanan girişim sahiplerinin olması gerekecektir. Aksi takdirde kurumsallaşma aşamasında olan girişim yara alacak ve vizyonundan sapacaktır.

Geçtiğimiz günlerde dünya çapında en çok okunan bloglar arasında yer alan TechCrunch'ın artık bir CEO'ya sahip olduğunu öğrendik.

Bırakın ülkemizi, dünya çapında böyle bir oluşum bugüne kadar görülmemişti.

Elbette blog network'leri ve bu şirketlerin CEO'ları bulunuyordu (örnek: Weblogs Inc.) ancak TechCrunch'daki durum biraz farklıydı.

Çünkü yaklaşık 1 yıl içinde bugünkü seviyesini yakalayarak yıllık bir milyon dolara yakın gelir elde etmeyi başaran TechCrunch'ın hem editörü, hem sahibi, hem yöneticisi Michael Arrington'dan başkası değildi.

Önümüzdeki Haziran ayında ikinci yılını dolduracak olan TechCrunch bu süre içinde farklı ülkelerde ve farklı dillerdeki versiyonlarını yayına almasının yanında, içinde bulunduğu sektöre özel iş ilanlarının da yer aldığı bir servis hayata geçirdi.

Kısacası kişisel bir hobi olarak başlayan blogu, Micheal'a kısa sürede servet kazandırarak küçük çaplı bir medya şirketi oluşturmasına olanak tanıdı.

Bu başarıların üstüne Micheal, Fox Interactive Media'da üst düzey yönetici olarak görev yapmakta olan Heather HardeTechCrunch'ın CEO'su olarak transfer ederek kendisinin dahi üstünde olan bir pozisyona getirdi.

Yazımın girişinde de belirttiğim gibi dünyada özellikle teknoloji ve internet şirketlerinde gördüğümüz bu durum artık bloglar için de büyüme ile gelen kurumsallaşma ihtiyacının gerekliliğini bizlere ispatlıyor.

Peki, kişisel çabalarla bir noktaya getirilen girişimleri bir profesyonelin ellerine bırakırken hatta tamamen onun yönetimine verdikten sonra nelerle karşılaşılabilir?

İşte bu noktada çatışmalar ile birlikte oluşan şirket içi kaos ve negatif sinerji başarı grafiklerini aşağılara yönlendirebilir.

Önemli olan şirketin yönetimini almış olan profesyonelin liderlik vasıfları ve yönetim becerileridir.

Bu konuda güzel bir örnek teşkil etmesi açısından Google'ın yaratıcılarından Larry Page ile şirketin CEO'su Eric Schmidt arasında 2002 yılında geçen diyalog eminim hoşunuza gidecektir.


Özetle konuşma metni şu şekilde:
Eric Schmidt: "MIS sistemimiz düzgün çalışmıyordu, finansal sistemimizin düzeltilmesi gerekiyordu, kısacası şirketin bir yapıya ve listelemeye ihtiyacı vardı..."
Larry Page: "Hayır, hayır bu doğru değil...!"
Eric Schmidt: "Tamam, tamam sizin stratejileriniz de fena değildi, bugüne kadar iyi gitti..."
Bireysel girişimler için kurumsallaşma büyüme hedeflerinin karşılanabilmesi için gerekli olduğu kadar belki de o döneme kadar alınmış en büyük risk olabilir.

Riski ortadan kaldırmak ise üst düzey yöneticilerin becerilerine bağlıdır.