Perşembe, Kasım 17, 2005
Aramayı bırak, bir bilene sor!
Lafı fazla uzatmadan konuyu getirmek istediğim yerde frene basıyorum.
Amerika'da insanların birçoğu yeni bir ürünü satın almadan önce Google'da ürünü sorguluyorlarmış. Açıkcası benimde sıklıkla başvurduğum bir yöntemdir ama bunun yanında hepsiburada.com, ideefixe.com gibi sitelerde de yorumları okumak yolunu seçerim.
Yine bir ilginç saptama da, bu araştırmayı Google'da yapanların büyük çoğunluğu kararını bu noktadan sonra vermiyorlarmış.
Ortalama 3 saat zaman harcayıp, bir sürü anahtar kelime denedikten ve ilgilendikleri ürünü satan web sitelerinin yanında, rakiplerininkini de inceledikten sonra, bu ürünü yada rakibini satın alanların yorumlarını okuyup kararlarını veriyorlarmış. Bu noktada da genelde eBay gibi sitelerdeki yorumları dikkate alıyorlarmış.
Yani Google'a arama konusunda sonuna kadar güvenip, başlangıcı onunla yapıp, kararı yine tecrübeden gelen cevaplara göre veriyorlarmış.
Web 2.0 ... yani paylaşım ... yani topluluklar ... yani yeni web düzeni ... yani yeni web kültürü ...
Değişim başladı, değişim sürüyor...
Türkiye'deki fırsatları değerlendirmek için hala çok erken...
Perşembe, Ekim 06, 2005
Değişen web kültürü: WEB 2.0
Internet'in hayatımızın bir parçası olmasının üstünden yıllar geçerken, WEB kavramı da yavaş yavaş şekil değiştirmeye başladı. Bunu zaten artık web sitelerinin içeriklerinden, ziyaretçilerine (ki bence artık ziyaretçi kelimesi yerini kullanıcı kelimesine bırakmalı, hatta bıraktı bile...!) sundukları imkanlardan anlıyorsunuzdur.
Kullanıcıların artık web sitelerinden bekledikleri özellikler, daha doğrusu web sitelerinin kullanıcılarına sundukları özellikler tamamen özelleştirmeye ve daha ince bir kavramla, kendi dünyalarını kurmaya yönelik oldu.
Evet, WEB 1.0 yerini artık WEB 2.0'a bıraktı, bırakıyor, bırakacak, bırakabilir, bırakmalı vs... Nasıl isterseniz yorumlayabilirsiniz.
Bu konsept (evet WEB 2.0 bir konsepttir!) bir kez daha 5-7 Ekim 2005 tarihleri arasında, ikincisi düzenlenmekte olan "Web 2.0 Konferansı"'nda, San Francisco'da, tartışılacak.
WEB 2.0 ile ilgili düzenlenmiş olan bir beyin fırtınası sonucunda elde edilmiş olan haritayı görmek isterseniz tıklayınız.
Web 2.0 konsepti ile ilgili daha fazla bilgi almak isterseniz sizlere aşağıdaki linkleri önerebilirim.
-Web 2.0 Konferansı'nın resmi web sitesi.
-Tim O'Reilly'nin sitesinde konuyla ilgili yazılmış güzel bir makale.
Tüm bunları yine aynı amaç için paylaşıyorum. Fırsatlar var ve değerlendirilmeyi bekliyorlar!
Cumartesi, Ekim 01, 2005
Duygusal Pazarlama Baskısı
İlk örneğin kahramanı benim. Geçenlerde keçi sakalımın boyunu kısalttım ama bu işlemi evde kendi kendime gerçekleştirdim. İş dönüşü berberimin önünden geçerken şans eseri denk geldik ve daha herhangi bir sohbete girmeden, “Sakalınızı kestirmişsiniz” dedi. Sakalımı başka bir berberde kısalttırmadığımı (kestirmedim, kısalttım, ve bunu kendim yaptım!!!) anlatmak için bildiğim tüm ikna yöntemlerini denedim. Kendimi suçlu hissettim. (Nasıl yani? Neden ki?)
İkinci örnekdeki kahraman eşim. Benzeri bir duruma karşılaştığını anlattı. Komplike saç operasyonlarını (röfle, boya vs...) yaptırdığı bir kuaförü var, bir de günlük fön çektirmek gibi işleri için gittiği var. Geçenlerde kuaförüne saçını kestirmiş ve röflesini yaptırmış, bugünde fönü için, bahsettiğim diğerine gitmiş. Ve işte ruhsal baskı başlıyor. “Saçınızı kestirmiş, aaaa röfle de yaptırmışsınız?”... “Kesimi becerememişler...” ... “Röfle şöyle şöyle olsaydı...” .... Daha fazla yazmıyorum... Bence herşeyi bu kadar cümle anlatıyor.
Bence web sitelerine bir başka siteden gelindiğinde, referans site bilgisi kodla çekilip (bu işlem yapılabilir diye söylüyorum) ziyaretçiye hesap sorsunlar. Mesela hurriyet.com.tr siteye girişte bu bilgiyi alabildiği ziyaretçilerine “ntvmsnbc.com ‘dan gelmişsiniz, bizim neyimiz eksik?” yada kariyer.net, “yenibir.com’da aradığınız işi bulamadınız sonra mı bize geldiniz? İkinci plana mı atıldık?!?...” yazsın.
Sonuç pozitif mi olur negatif mi?
Pazar, Eylül 11, 2005
Cebit ve Bilişim Zirvesi 2005...Hepsi bu muydu?
Ciddi organizasyonlar (en azından öyle gözüküyorlar), büyük yatırımlar, yüksek katılım ücretleri, ışıltılı reklamlar ve hepsi malesef bu.
Bana kimse kızmasın! Belki ben gözümde fazla büyütmüştüm ama sonuçta hayal kırıklığına uğradım.
Cebit’le başlayalım... Avrupa ve Asya pazarını buluşturan bilişim fuarı(!)... (Tabi mutlaka öyledir)... Bütün haber kanallarının ve bazı müzik kanallarının kendilerine ayırdıkları bölümler, sürekli yapılan röportajlar, havalı standlar ve altı tamamen boş denecek bir içerik. Yerli üretim yapan firmaların birçoğu Batı’nın yıllar önce ürettiği benzeri çözümleri sunuyor. Özgün yazılımlar, özgün teknolojiler yok denecek kadar az. Sonrasında da herkes övgüyle firmasını, ürününü anlatıyor. Tüm salonları yaklaşık 4 kere tekrar tekrar gezdim, belki ben birşeyleri kaçırıyorumdur diye, ama 2 veya 3 değerli çalışma dışında sadece ithal ürün ve teknolojilerin yer aldığı son kullanıcı ürünlerini gördüm. En komik olanı da fuarı “profesyonel günler” ve “teknoloji merkalıları” diye 2 farklı döneme bölmüş olmaları. Biri 20 YTL, diğeri 10 YTL giriş bedeli ile oluyor. Bir diğer komedi de, “İş Dünyası Bölümü” diye ayrı salonların olmasıydı. Bu salonlara girebilmek için ayrı kayıt yaptırmak ve iş dünyasından olduğunuzu kanıtlamanız gerekiyor. Sonunda boynunuza bir kart takıyorsunuz ve girişte barkod okutup bu bölümlerde geziyorsunuz. Dediğim gibi bana çok komik geliyor çünkü tüm bu havalı hareketlerin altı boş denecek kadar az değer kapsıyor.Gelelim Bilişim Zirvesi 2005’e yada Forum@Bilişim diyelim... Aylar önceden reklamlar başladı, firmalara katılım ile ilgili telefonlar geldi, ücretler açıklandı, programlar yayınlandı vs...
Sonuçta, tüm bu heyecanlı bekleyiş sonunda (kesinlikle) aradığımı bulamadım. Açılış günü zaten hükümet yetkililerinin ve bakanların “Türkiye’de Bilişim Sektörü” üzerine pembe tablolar çizmesiyle geçti. İkinci ve üçüncü günlerde ise, birkaç forum hariç (onlar gerçekten yararlıydı diyebilirim) tamamı firmaların yoğurdun kaymağı şeklinde konuların üstünden geçmesi, konuklara kitaplardan bilgileri aktarması ve sonrasında kendi ürün ve servislerinin reklamlarını yapmalarından ibaretti. Bazı forumların konuşmacıları, forumun konusunun yakınından bile geçmedi diyebilirim. Çok mu karamsarım, hayır hiç sanmıyorum... Bunu tek ben mi böyle düşünüyorum, malesef hayır... Kesinlikle hayır. Organizasyon boyunca gördüğüm tanıdıklarımın birçoğu aynen benim gibi düşünüyordu.
Benim özellikle bilgi almak istediğim birkaç konu vardı, ve kendim için yaptığım program hep bu konulara yönelikti. Evet istediğim bilgileri aldım diyebilirim, birkaç tanede bizim işimize faydası olabilecek döküman ve firma referansına sahip oldum, ama ufkumu açtı diyemem. Yarının işletmeleri konsepti ile lanse edilen bir zirveden haliyle insan daha fazlasını bekliyor.
En azından tüm zirve boyunca kesintisiz yapılacak (kaliteli) kahve servisinin hakkım olduğunu düşünüyorum. (Nereden atladım şimdi kahve konusuna?) Ama bu hakkımı da alamadım.
Ve bitti... Zirvede, fuarda, hepside bitti... İyiydi, kötüydü, faydalıydı, basitti, başarılıydı, başarısızdı, oydu, buydu...herneyse... Oldu ve bitti...
Ne istiyorum biliyor musunuz?
Türkiye’de sektörü geliştirmek için çok başarılı işler yaptığı havasında konuşup, yaptığı altı boş, katma değeri olmayan işleri büyütüp, egosunu tatmin etmeyen (gerçek) bilişim şirketleri istiyorum. Aksi takdirde Türkiye’de bilişim şirketleri “ithalatçı firmalar” olmaktan ileriye gidemeyecekler gibi geliyor.
Çok mu sert oldu acaba? Sanırım evet... ama olsun!...
Cuma, Ağustos 26, 2005
Çünkü piyangocu iyi pazarladı...!
Normalde 4 YTL olan kuponları hazır sattığı için 5 YTL’ye veriyordu. Buraya kadar herşey ticaret yapan her insanın yapacağı kadar normal. Bilet başına, yada kupon diyebilirsiniz farketmez, 1 YTL karla satış yapıyor. Ama benim piyangocuyu iyi bir pazarlamacı olarak görmemin özünde yatan nokta, 4’lü kupon grupları yapmış olması ve bunların en üstüne de kendi adı ve bilimum milli piyango bayisi bilgilerini yazdığı kartı zımbalamış olmasıydı.
Benden önce böyle bir pazarlama yöntemine rastlamış olabilirsiniz ama ben ilk defa şahit olduğum için dikkatimi çekti ve adamı takdir ettim ve büyük olasılıkla herkesin yapacağı gibi 1 kupon almayı düşünürken, 4’lü gruplardan aldım. Eminim piyangocuya bir tanesini ayırmasını söylesem bunu yapardı ama hem adamın yaklaşımından, hem bizim bir balıkçıda keyifli bir gece geçiyor olmamızdan hemde 3-4 milyon YTL gibi bir ikramiyeyi kazanabilme düşüncesinden, beni bu girişimimde hiç bulunmamıştım hatta aklımdan bile geçmemişti.
Mekan bir balıkçı, eğlenen insanlar olarak biz oradayız, büyük ikramiye gerçekten çok büyük ve piyangocunun iyi bir pazarlama yöntemi var, yani herşey o gece satışa uygun ortamı sağlıyor.
Sonuç olarak piyangocu tüm bu imkanlar ve satış stratejisi sayesinde 1 YTL yerine 4 YTL kazandı ve ben yine sayısal loto kazanamadım...!